Yapılan arkeolojik kazılara göre İzmir, yaklaşık 8.500 yıllık bir geçmişe sahip olan önemli bir yerleşim merkezi, Batı’ya açılan penceredir. Tarihi dönemlere göre İzmir’de yerleşimi 2 ana bölümde görüyoruz:
İlk Yerleşim MÖ 8500 – 6500 : Şehirdeki en eski insan izleri İzmir Bornova’daki Yeşilova Höyüğü kazılarında bulunmuştur. Bulunan bulgular tarihin Neolitik Çağ dönemine aittir.
Eski İzmir – Bayraklı MÖ 3000 – 800 : Bayraklı Tepekule Höyüğü’nde yapılan kazılarda Tunç Çağı ve sonrasına ait kentsel yerleşim izleri tespit edilmiştir. MÖ 800’lü yıllarda ise sokakları birbirini kesen düzenli bir şehir hâlini almıştır.
İzmir’de Medeniyetler :Antik dönemden günümüze kadar İyonyalılar, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar gibi birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
Cennet ülkemizin en batısında bulunan İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra 3. büyük şehrimizdir. Milattan önce 8. yüzyılda İzmir’de yaşamış ve Batı edebiyatının ilk ve en büyük şair ve yazarlarından biri olarak kabul edilen Homeros, eserlerinde İzmir’i; “gök kubbenin altındaki en güzel şehir” olarak anlatmıştır. İkisi de MÖ 4. yüzyılda aynı tarihlerde yaşamış Antik Yunan filozofu Aristo’nun MÖ (384 – 322) öğrencisi, Büyük İskender’e (MÖ 356 – 323) “görmezsen eksik kalırsın” dediği, büyük yazar Victor Hugo’nun da hiç görmeden adına şiir yazıp “prensese” benzettiği körfezin gerdanlığında bulunan İzmir Ege’nin İncisidir.
İzmir, 8.500 – 9.000 yıllarına kadar uzanan, devamlılık arz eden kesintisiz geçmişiyle dünyanın en eski yerleşim yerlerinden ve ticaret merkezlerinden biridir. İzmir, ilk defa 1081 yılında, tarihimizde ilk donanmasını kurduğu için tarihteki ilk Türk amirali olarak kabul edilen, 11. yüzyıl Selçuklu komutanı ve denizcisi Çaka Bey döneminde bize geçmiştir. Ancak kalıcı ve kesin olarak Türk egemenliğine girmesi 1422 yılında II. Murat döneminde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmasıyla gerçekleşmiştir.
İzmir’in tarihimiz boyunca geçirdiği aşamalar :
İlk Türk Egemenliği – 1081 :İlk Türk denizcisi Çaka Bey, 1081 yılında İzmir’i merkez alarak bir beylik kurmuş, ancak onun ölümünden sonra kent yeniden Bizans’ın eline geçmiştir.
Aydınoğulları Dönemi – 1317 :14. yüzyılın başlarında Aydınoğulları Beyliği şehrin yukarı kalesi olan Kadifekale’yi ele geçirmiştir. Bu dönemde liman ve sahil kesiminde Cenevizliler ve Rodos Şövalyeleri ile Türkler arasında uzun süreli mücadeleler yaşanmıştır.
Cumhuriyet Dönemi: 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz harekâtı sonunda ordumuzun Yunan işgali altındaki İzmir’e 9 . Eylül . 1922‘de girmesiyle başlayan dönemdir.
Dünya Lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir ile ilgili sözleri …
Atatürk, İzmir için; “İzmir, kırk asırlık bir Türk yurdudur; düşman elinde esir kalamaz” diyerek şehrin millî tarihimizdeki hayati önemini vurgulamıştır. İzmir’e verdiği değeri ve hissettiklerini zaman zaman şu sözlerle de ifade etmiştir.
Kutsal Toprak: “Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır.”
Büyük Endişe: 8 Eylül 1922 tarihinde Belkahve’den İzmir’i izlerken “Bu şehre bir şey olacak diye çok korktum” demiştir.
Tarihi ve Stratejik Önem: “ İzmir, bu kadar derin bir tarihe malik olmakla beraber, coğrafi durumu sebebiyle ekonomik ve siyasi çok büyük bir ehemmiyete sahiptir.” demiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 9.Eylül.1922 tarihinde “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir ileri emriyle, İzmir “3 yıl, 3 ay, 24 gün” süren düşman işgalinden kurtulmuş, halkımız özgürlüğüne kavuşmuş ve güzel günler başlamıştır.
Bu açıklamalardan sonra günümüzde İzmir hak ettiği yerde midir diye bakıldığında, bana göre hak ettiği yerde değildir. Şöyle ki: “Ege’nin İncisi” diye anılan İzmir’in 1950’li yıllara kadar sahip olduğu tarihi yapıları, eserleri, güzellikleri maalesef yıkıldı ve yok edildi. Yatay yapılaşmaya değil, dikey yapılaşmaya ağırlık verildi. Dar caddelerin her iki tarafına sağlı sollu 10 kat ve daha fazla inşaat izni vermek doğru değildir. Görevim gereği gittiğim birçok Avrupa ülkesinde böyle bir yapılaşma görmedim. Avrupa ülkelerinde tarihi yapılar koruma altına alınmış, günümüze kadar muhafaza edilmiş ve edilmektedir. İzmir’de ise 1950‘li yılların sonuna doğru başlayan ve hızla artarak devam eden ve bana göre yanlış olan imar planları uygulandı. Bu uygulamada Karşıyaka’dan başlayan ve Üçkuyulara kadar uzanan, sahil boyunca var olan tarihi iki katlı cumbalı evler diye anılan “Sakız yalıları” yıkılarak yerlerine bitişik nizam on katlı apartmanlar yapıldı. Şehrin mimarisinde bu durum genellikle “Çin Seddi” benzetmesiyle anılır. Yanlış mimari dönüşüm, İzmir’in fiziksel dokusunu olumsuz etkiledi. Rant ve yoğun nüfus artışı nedeniyle uygulanan bitişik nizam çok katlı yapılaşma, İzmir’in en büyük doğal kliması olan “imbat” rüzgârını şehrimizin geneli için kesmiş, şehri nefessiz bırakmış ve iklim dengesini de bozmuştur. Uzun vadeli projelere öncelik vermeyen, önemsemeyen yerel yönetimler bilerek veya bilmeyerek şehrimizin bugünkü zor duruma gelmesine sebep oldular. Ve ne yazık ki günümüzde de aynı hata devam etmekte, 30-40-50 katlı gökdelenler yapılmaktadır. Bu da doğal olarak beraberinde ulaşımı zorlaştırmaktadır. Mevcut ulaşım yolları çok yetersiz olduğu için aşırı trafik sıkıntısı yaşanmaktadır. Bu durum maddi, manevi olarak İzmir’de yaşayanları olumsuz etkilemekte, hayatımızı zorlaştırmaktadır. Öyle ki günümüzde İzmir’de “bina çok, yol yok” durumu vardır. Yöneticilik günü kurtaran, kısa vadeli projeleri değil, en az 100 yıllık çok uzun vadeli projeleri hayata geçirerek şehirde yaşayanların huzurlu ve rahat yaşamalarını sağlamaktır ki yöneticilerin asıl görevleri budur.

